SAPITANLAR

RESÛLLAH ALEYHİSSALÂTU VESSELÂM BUYURDULAR Kİ:”HER ÜMMETİN MECUSİLERİ VARDIR.BU ÜMMETİN MECUSİLERİ” KADER YOKTUR!” DİYENLERDİR.


   
  .
  M. İSLAMOGLU:CENNET VE CEHENNEMİN ZAMANI KAYBİ KONUDUR.(REDDİYE)
 

 

 

Emin ALİ YÜKSEL-Darusselam

Âyetler Gaybı Taşlamıyor! Cehennem Sonsuzdur!

 

 بِسمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحيِم                        


Bilerek veya bilmeyerek, hak görüşleri temelinden sarsmayı âdet hâline getirenler, bir türlü başarılı olamamıştır. Yüzyıllardır çürütül­müş olmalarına rağmen, aynı iddiaların bora­zanlığını yapacak birileri
mutlaka olmuştur. 

Nedense son asırlarda sesleri daha fazla yükselmiş, hakîkatin savunucularının sessizli­ğinden istifâde etmeye çalışarak meydanı boş zannedip dalmışlardır.

 Ehl-i Sünnet müdâfîleri de makāle, dergi, internet ve diğer iletişim
vâsıtalarıyla onlara her zaman hak ettikleri cevâbı vermişlerdir.

Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi mer­hum, cehennem azâbının ebedî olmadığını sa­vunan KazanMûsâ Cârullah Bigiyef e karşı “Ye­ni İslam Müctehidlerinin Kıymet-i İlmiy­yesi” ismiyle yayımlamış olduğu reddiyesinde bu konuyu son derece güzel açıklamış ve muâ­rızına tutunacak hiçbir şüphe bırakmamıştır.
  

Yine Takiyyüddîn Ali b. Abdilkâfî es-Sübkî “el-İ‘tibâr bi Bekāi l-Cenneti ve’n-Nâr” isimli eserinde, "el-Emîr" diye bilinen Muhammed b. İsmail es-San‘ânî de “Ref‘u l-Estâr li-İbtâli Edilleti l-Kāilîne bi Fenâi n-Nâr” isimli eserinde, İbni Teymiyye ve İbnu ­l-Kayyim in
cehennem azâbının ebedî olmadığı yönündeki görüşlerini çürüten ve inkâra mahal bırakmayacak şekilde hak görüşü ispat eden deliller getirmişlerdir. 

 

İbnü’l-Kayyim’in
kitabı gibi, ona reddiye mâhiyetinde yazılan bu kitaplar da mevcuttur.
Ne var ki cehennem azâbının ebedî olduğu ko­nusunda şüphe uyandırmakta
sakınca gör­me­yen İslamoğlu, keşke İbnü’l-Kayyim’in kitabı­na gösterdiği ilgiyi ilmî emânet adına bu kitap­lara da gösterseydi.

 

İslamoğlu’nun kendisine sorulan bir soruya web sitesinde

[1] verdiği cevâbı aynen aktarıyoruz.

 

 

1."Cennet cehennem yok olacaktır" gö­rü­şü benim görüşüm değildir. Bir
Kur an talebesi olarak Kur an’daki "huld" ve "ebed" kelime­le­rini
tahlil ettim. Cennet ve Cehennemin ebedili­ğinin nasıl anlaşıldığını
sahabenin olayı nasıl yorumladığını söyledim. Hz. Ebubekir in, Hz.
Ömer in, Hz. Abdullah b. Mes ud başta olmak üzere birçok güzide
sahabinin bu konudaki gü­nümüz yaygın kanaatinin aksine olan
görüşleri­ni serdettim. Cehennemin sonsuz olmadığını söylediklerini
naklettim. Buna da İbnu’l-Kay­yım el-Cevziyyenin yazdığı Hadi l-Ervah
İla Bi­ladi l-Efrah adlı eserini kaynak gösterdim. Bu eser Arapça
olarak piyasada var. Her yerde satılıyor. Bakmak isteyen açıp bakar.
İbnu’l-Kayyım ın ilmi yetkinliğinin derecesini siz bil­mezseniz bilen
birine sorabilirsiniz.

 

Siz yanlış adrese kızıyorsunuz. Hz. Ebube­kir e, Hz. Ömer e, Hz. Abdullah
b. Mes ud a kız­manız, onlara hesap sormanız lazım. Onlara hesap
sormanız gerekirken bana hesap sorma­nız adil değildir. Hak değildir.
Zulümdür. Allah razı olmaz.
 

2. Bakara suresinde Cennet ve nar’ın ilk geçtiği yerde bu konudaki farklı
görüşleri bir müfessirin ilim namusu gereği zikrettim. Bir önceki
kasette/CD de başkalarının görüşünü naklettim. Bir sonraki derste kendi
görüşümü naklettim. O da şuydu: cennet ve cehennemin zamanı gaybi
bir konudur. Bu konuda konuş­mak ğaybı taşlamaktır. Bunu Allah bilir.
Bize düşen cehennemden sakınmak cenneti hak et­mektir.

 

Evet,İslamoğlu’nun hezeyanları burada sona erdi.Meselenin daha güzel anlaşılabilmesi için; evvelâ İslamoğlu’nun ve İbnü’l-Kayyim’in
bâtıl görüşlerini nakledelim, sonra hak görüşün ne olduğunu anlatalım,tâ ki de­lil­lerin kimi ne kadar desteklediği anlaşılsın.

 

Şunu baştan söyleyelim: Cehennem var oldukça kâfirlerin oradan çıkmayacağı İbnü’l-Kayyim dâhil tüm İslam âlimlerince söz birli­ğiyle sâbittir. Hiçbir şekilde
hiçbir görüşü ka­bul edilmemiş ve bâtıl mezheb olduğuna ittifak edilmiş
Cehmiyye mezhebi’nin kurucusu el-Cehm b. Safvân’dan başka “Fenâ-i cennet ve nâr (cennet-cehennemin yok olacağı)” görüşü­nü savunan olmamıştır.

Cehennem yok olmadan kâfirlerin oradan çıkacağını ise hiçbir âlim, hattâ el-Cehm b. Safvân dahî söylememiştir. 

Şimdi makālemizin temelini oluşturan üç görüşü beyân edelim: 

a) Ehl-i Sünnet’in ve diğer mezheplere mensup olan Müslümanların ekseriyeti:
Cennet ve cehennem ebedîdir. İçindekiler de o­rada ebedi ka­lacaklardır. Kal­binde zerre mikta­rı îman olan cehennemden çı­kıp cennete gire­cektir. Kâfirler ise aslâ cennete gire­mezler ve
cehennemden çıkartılmazlar.

b) İbnü’l-Kayyim: Cehennem
var olduğu müddetçe kâfirler orada ebedî kalacaklardır. Ancak gün
gelecek cehennem yok olacaktır ve içindekiler cehennemden cennete taşınacaktır

c) İslamoğlu: Cennet ve cehennemin za­mânı gaybî bir konudur. Bu konuda ko­nuş­mak ğaybı taşlamaktır. Bunu Allâh bilir. Şunu da söyleyelim ki; İslamoğlu, nak­let­tiğimiz cevâ­bında “Cen­net cehennem yok o­la­caktır, görüşü benim görüşüm değil­dir.”sözü ile  İbni Kay­yim’in görüşünü kastediyorsa bu bir anlama hatâsıdır.

 

Zîrâ İbni Kayyim sâdece cehennemin son bulacağını söylüyor.

İslamoğlu kendisine sorulan soruya verdi­ği cevabının sonlarına doğru, soran kişiye:
“E­ğer Kur an a, Sünnete, Sahabe kavillerine, İs­lam’ın ana kaynaklarını kendi di­linden okuyup yorumlayacak ve karşılaştıracak bir
bilgiye sa­hip âlimseniz, yapacağınız tek şey vardır: gös­terdiğim
kaynağı açıp oradan nak­lettiğim bilgi­lerin doğru nakledilip etmediğini kontrol et­mek. İşte bunu yapsaydınız ve benim oradan yanlış, yalan, eksik ve çarpık naklettiği­mi tesbit etseydiniz; Ben, sizi tebrik eder, size dua eder, sizin elinizi öperdim”.
diyor.

Biz de gösterdiği kaynağa bakınca gördük ki, görüşünü dayandırdığı sahabeden

Ebû Bekr (Radıyallâhu Anh)a ait böyle bir görüş, ne onun kaynak verdiği İbnü’l-Kayyim’in
kitabında, ne de başka bir yerde mevcut değildir. Şu halde “bana demediğimi, dedin diyorlar” ve “iftira e­diyorlar” diyen kendisi,kendisini vasıflasın!

Ayrıca, bir kitapta var diye, zayıf-sahih a­yırmadan ve rivâyetlerin
mânâları­nın ne oldu­ğunu anlamadan her görülen nakle­dilemez.

İslamoğlu’nun, bâtıl görüşüne delil olarak diğer sahabeden yap­tığı nakillerin
gerçekte ne mânâya geldiğini ise makālemizin ilerleyen bö­lümlerinde
göreceğiz.

A)   EHL-İ SÜNNET’İN VE DİĞER MEZ­HEPLERE MENSUP OLAN

MÜSLÜMAN­LA­RIN EKSERİYETİNİN GÖRÜŞÜ

Bu görüşe âit delilleri dört maddede zikre­deceğiz.

1)    Cehennemin sonsuz olduğunu açıkça söyleyen âyet-i celîleler:

Eğer İbnü’l-Kayyim’in
“Ce­hennem de­vam ettiği müddet kâfirler oradan çıkmayacak, ama gün gelip cehennem son bula­cak” şeklin­deki görüşü doğru olsaydı, azâbın
devamlılıkla vasıflanmaması gerekirdi. Zîrâ cehennem son bulunca hâ­liyle azap da son bulur. Oysaki Al­lâh-u Te‘âlâ onların azapta devamlı kalacakla­rını birçok âyet-i kerîmesinde beyân etmekte­dir. Bunlardan bir kısmını zikredecek olursak:

﴿ إِنَّ الْمُجْرِمِينَ فِي عَذَابِ جَهَنَّمَ خَالِدُونَ لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ ﴾

“Şüphesiz suçlular cehennem azabında devamlı kalacaklar. Azapları
hafifle­tilme­ye­cektir. Onlar azap içinde kurtuluştan ümit
kesmişlerdir.”
(Zühruf Sûresi:74–75)

﴿ إِنَّ اللّٰهَ لَعَنَ الْكَافِرِينَ وَأَعَدَّ لَهُمْ سَعِيرًا خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا لَا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا ﴾

“Şu muhakkak ki, Allâh kâfirleri rah­metinden kovmuş ve onlara çılgın bir ateş

hazırlamıştır. (Onlar) orada ebedî kalırlar ve ne bir dost bulabilirler, ne de bir

yardımcı.” (Ahzâb Sûresi:64–65)

﴿ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَخَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ﴾

“Al­lâh a ve peygamberine kim karşı ge­lirse ona, içinde sonsuz ve temelli kalınacak

cehennem ateşi vardır.” (Cinn Sûresi:23)

﴿ يُرِيدُونَ أَنْ يَخْرُجُوا مِنَ النَّارِ وَمَا هُمْ بِخَارِجِينَ مِنْهَا وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقِيمٌ ﴾

“Ateşten çıkmak isterler, fakat onlar o­radan çıkacak değillerdir. Onlar için devam­lı  bir azap vardır.” (Mâide Sûresi:37)

 ﴿ وَالَّذِينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَ لَا يُقْضَى عَلَيْهِمْ   فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ مِنْ عَذَابِهَا كَذٰلِكَ نَجْزِي كُلَّ كَفُورٍ ﴾

“İnkâr  edenlere de cehennem ateşi var­dır. Öldürülmezler ki ölsünler,
ce­hennem a­zâbı da onlara biraz olsun hafifletilmez. İşte Biz, küfürde
ileri gi­den her nankörü böyle cezâ­lan­dı­rı­rız.”
(Fâtır Sûresi:36)

﴿ وَأَمَّا الَّذِينَ فَسَقُوا فَمَأْوَاهُمُ النَّارُ كُلَّمَا أَرَادُوا
أَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا أُعِيدُوا فِيهَا وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ
النَّارِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ ﴾

“Ama (kâfir olan) fâsıkların barı­nak­ları ateştir. Oradan her çıkmak iste­dik­le­rinde o­raya geri çevrilirler ve ken­dile­ri­ne: “Haydi tadın o ateşin
yalan­layıp dur­duğunuz azâbı­nı!” denir.
(Secde Sûresi:20)

 Görüldüğü gibi âyetler cehennemin son­suz olduğunu bildirmekle birlikte, azâbın
de­vamlı ve elemli olduğunu da açıkça söy­lemek­tedir. Yine cehennemin
ebedîliğini bildiren bir­çok âyetten bir kaçı şöyledir:

﴿ بَلٰى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً وَأَحَاطَتْ بِهِ خَطِيئَتُهُ فَأُولٰئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ ﴾

“Hayır! Kim bir kötülük eder de kötü­lüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennemliktirler. Onlar orada de­vamlı kalırlar.” (Bakara Sûresi:81)

﴿إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَظَلَمُوا لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَرِيقًا إِلَّا طَرِيقَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًاوَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسِيرًا ﴾

“İnkâr edip zulmedenleri Allâh aslâ ba­ğışlayacak değildir. Cehennem yolundan  başka bir yola çıkaracak da değildir. Onla­rın iletilecekleri tek yol
cehennem yoludur. Ora­da ebedî olarak kalacaklardır. Bunu yapmak Allâh
için pek kolaydır.”
(Nisa Sûre­si:­168–169)

 

﴿ إِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ أَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ لَوْ كَانَ هَؤُلَاءِ اٰلِهَةً مَا وَرَدُوهَا
وَكُلٌّ فِيهَا خَالِدُونَ ﴾

“Siz ve Allâh’ın dışında taptığınız şey­ler cehennem yakıtısınız. Siz oraya
gi­recek­siniz. Eğer onlar birer tanrı ol­sa­lar­dı oraya
(cehenneme) girmezlerdi.

Hâl­bu­ki hepsi orada ebedî kalacaklardır.” (Enbiyâ Sûresi:98–99)

 

 2) Cehennemin Sonsuz Olduğunu Açıkça Söyleyen Hadîs-i Şerîfler:

Ebû Hureyre (Radı‎yallâhu Anh)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Resûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُعَنِ  النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَنْ تَرَدّٰى مِنْ
جَبَلٍ فَقَتَلَ نَفْسَهُ فَهُوَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ يَتَرَدَّى فِيهِ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا. وَمَنْ تَحَسّٰى سُمًّا فَقَتَلَ
نَفْسَهُ فَسَمُّهُ فِي يَدِهِ يَتَحَسَّاهُ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا. وَمَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ بِحَدِيدَةٍ
فَحَدِيدَتُهُ فِي يَدِهِ يَجَأُ بِهَا فِي بَطْنِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا.»  

“Her kim bir dağdan yuvarlanır da kendini öldürürse o da cehennem ateşinde e­bedî ve dâimî olarak yuvarlanacaktır. 

Her kim zehir içer de kendini öldürürse o kimse de, zehrini cehennem
ateşinde ebedî ve dâimî kalarak içecektir. Her kim kendini bir demir
parçasıyla öldürürse, demiri elin­de, onu karnına saplar bir hâlde
cehennem ateşinde ebedî ve dâim olarak kalacak­tır.

(Bu­hârî, Tıbb:55, 5442, 5/2179;

Müslim, Îman:47 no:109, 1/103-104)

عَنْ أَبِي سَعِيدٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «يُجَاءُ بِالْمَوْتِ
يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَأَنَّهُ كَبْشٌ أَمْلَحُ فَيُوقَفُ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ فَيُقَالُ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ هَلْ تَعْرِفُونَ
هٰذَا فَيَشْرَئِبُّونَ وَيَنْظُرُونَ وَيَقُولُونَ نَعَمْ هَذَا الْمَوْتُ قَالَ وَيُقَالُ يَا أَهْلَ النَّارِ هَلْ تَعْرِفُونَ هٰذَا
قَالَ فَيَشْرَئِبُّونَ وَيَنْظُرُونَ وَيَقُولُونَ نَعَمْ هٰذَا  الْمَوْتُ قَالَ فَيُؤْمَرُ بِهِ فَيُذْبَحُ قَالَ ثُمَّ يُقَالُ يَا
أَهْلَ الْجَنَّةِ خُلُودٌ فَلَا مَوْتَ وَيَا أَهْلَ النَّارِ خُلُودٌ فَلَا مَوْتَ.»

 

Ebû Sa‘îd el-Hudrî (Radıyallâhu Anh)dan ri­vâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlullâh

 (Sal­lâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kıyâmet günü (ehl-i cennet, cennete, cehennemlikler de cehenneme ayrıldıktan son­ra) alaca bir koç sûretinde ölüm getirilecek. 

Bir dellâl: ‘Ey Cennet halkı!’diye bağı­racak,cennettekiler hemen
boyunlarını uza­tıp başlarını kaldıracaklar ve bakacaklar. Dellâl:
‘Bunu tanıyor musunuz?’ diye sora­cak. Ehl-i Cennet in hepsi onu
görerek: ‘E­vet ta­nıyoruz, bu ölümdür’, diyecekler. Son­ra
dellâl: ‘Ey Cehennem halkı!’, diye yüksek sesle ses­lenecek, onlar da
boyunlarını uzatıp başlarını kaldırarak bakacaklar.

Dellâl: ‘Bunu tanı­yor musunuz?’ diye sorunca onlar da onu gö­rerek:‘Evet
tanıyo­ruz, bu ölümdür’, diyecekler. Ardından ko­yun sûretindeki ölüm
(Cennet le

Cehennem a­rasın­da) boğazlanacak. Sonra dellâl: ‘Ey Cennet hal­kı! Cennette ebedî  yaşayacaksı­nız, artık ö­lüm yoktur’. (Cehennem halkına da) ‘Ey Ce­hennemlikler siz de

 karargâhınız­da ebedîsi­niz, size de ölüm yoktur!’ diye­cek.” (Müslim,
Kitâbü’l-Cennet:­13, no:2849, 4/2188; Buhârî, Tefsîr:221, no:4453,
4/1760; Tirmi­zî, Kitâb-u Tefsîri’l-Kur’ân, Hadis no:3156)

Mu‘âz b. Cebel (Radıyallâhu Anh) şöyle de­miş­tir:Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)  beni Ye­men’e gönderdi. Oraya varınca halka şöyle de­dim:

“Ey insanlar! Kuşkusuz ben size Rasûlül­lâh tarafından gönderilmiş bir
elçiyim. Muhak­kak Allâh’a dönüş, cennet ya da cehennemden birine
dönüştür. Bu dönüş ölümsüz olacak, oradan ayrılma olmayacak ve
cesetlerinize ölüm sirâyet etmeyecek şekilde bir dönüştür.”

(Süyûtî, el-Câmi‘u’s-Sağir, no: 852)

Daha birçok meşhur hadîs-i şerîf, kalbinde zerre îman bulunan kimsenin
cehennemden çı­kacağını, kâfirlerin ise ebediyyen çıkamayaca­ğını
bildirir.  

Şefaatle ilgili tevâtür derecesine ulaşmış birçok hadis günahkâr mü’minlerin
cehennem­den çıkarı­lacaklarını açık bir şekilde ortaya ko­yar ve bu
hüküm sâdece günahkâr Müslüman­lara hastır.   Faraza kâfirler de cehennemden çıkacak olsa­lardı,onlar da günahkâr Müslümanlar gibi olur­lardı ve şefaat hadislerinin hiçbir anlamı kal­mazdı. Zîrâ herkes cehennemden çıkacaksa tahsisin ve Peygamberin
şefa­atinin ne anlamı ve önemi kalır ki! 

Cehennemin sonsuz olduğuna dâir Sahâbe ve Tâbi‘în’in icmâ‘ı (görüş birliği) vardır.

 İbni Hazm, üzerinde icmâ‘ bulunan me­seleleri zikretmek maksadıyla kaleme

Aldığı “Merâtibu l-İcmâ‘” isimli eserinde "Bekā-i nar­ (cehen­nemin devamlı olması)

meselesini de zik­retmiş ve şöyle demiştir: “...Cehen­ne­min hak olduğunda,buranın
ebedî bir azap yurdu olduğunda, kendisinin ve için­de­ki­lerin sonsuz ve ebedî olarak devam edip, fena bulmayaca­ğında ittifak etmiş­ler­dir…"

 (İbn Hazm, Merâtibu l-İcmâ , sh:268)

Bu esere “Nakdü Merâtibi l-İcmâ ” a­dıyla bir tenkit yazmış olan İbni Teymiyye bi­le, yukarıdaki satırlar hakkında tek kelime et­memiştir.
(Ebu Bekir Sifil, İnkişaf Dergisindeki “İbn Teymiyye Ve İbnu l-Kayyım ın Cehennem in Ebediliği Meselesindeki Görüşünün Tesbiti” isimli makalesinden.)

Allâme Muhammed Zâhid el-Kevserî şöyle der: “İbni Hazm
gibi icmâ‘ meselelerin­de son derece şiddetli dav­ra­nıp her bir icmâ‘ı kabul etmeyen kişinin, kabul ettiği icma‘ en yüksek mertebede bir icmâ‘
olur.” (Muhammed Zahid el-Kevserî, Makalât; “Mes’elet’l-Hulud” 328)

Ehl-i Sünnet îtikādı;cennetin,cehenne­min ve içindekilerin son­suz oldu­ğu,cehennem ehli­nin azâbının hafifle­tilmeye­ceği şeklindedir.

Bunda ihtilaf eden hiç­bir Ehl-i Sünnet âli­mi yoktur.Sıraladığımız bu delillere daha birçoğunu eklemek mümkündür.

B) İBNÜ’L-KAYYİM’İN GÖRÜŞÜNÜN TUTARSIZLIĞI: 

İbnü’l-Kayyim’in görüşü: “Cehennem var olduğu müddetçe kâfirler orada ebedî

kala­caklardır.Ancak gün gelecek cehennem yok o­lacak- tır. İçindekiler cehennemden cennete taşı­nacak- tır.” şeklindedir. 

İbnü’l-Kayyim’in zikrettiği âyetlere ge- lince; o bu dâvâsını desteklediğini zannettiği üç âyet  zikretmiştir ki bunlar sırayla şöyledir: 

﴿ فَأَمَّا الَّذِينَ شَقُوا فَفِي النَّارِ لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَشَهِيقٌ خَالِدِينَ فِيهَمَا دَامَتِ ا

لسَّمَوَاتُ وَالْأَرْضُ إِلَّا مَا شَاءَ رَبُّكَإِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ ﴾

“Bedbaht olanlar ateştedirler, orada onların (öyle feci) nefes alıp vermeleri vardır ki!

Onlar orada gökler ve yer durdukça sü­rekli kalacaklardır. Ancak Rabbinin
dilediği süre başka; çünkü Rabbin, dilediğini yapan­dır.”
(Hûd Sûresi:106-107)

﴿ وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُمْ مِنَ الْإِنْسِ وَقَالَ أَوْلِيَاؤُهُمْ مِنَ الْإِنْسِ رَبَّنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَا أَجَلَنَا الَّذِي
أَجَّلْتَ لَنَا قَالَ النَّارُ مَثْوَاكُمْ خَالِدِينَ فِيهَا إِلَّا مَا شَاءَ اللَّهُ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ ﴾ 

“Allâh, onların hepsini bir araya top­la­dığı gün: ‘Ey cinler (şeytanlar) top­luluğu!

Siz insanlarla çok uğraştınız’ buyurur. Onların, insanlardan olan dostları ise:

‘Ey Rabbimiz! (Biz) birbirimizden yararlandık ve bize ver­diğin sürenin sonuna  ulaştık’derler. Allah da: ‘Allah ın dilediği hariç, içinde ebedî ka­lacağınız yer ateştir. Şüphesiz Rabbin hik­met sahibidir, hakkıyla bilendir.’
buyurur.”
(En‘âm Sûresi:128)

 

 

﴿ لَابِثِينَ فِيهَا أَحْقَابًا ﴾

“Hukublar (uzun süreler) boyunca ora­da kalacaklardır.”(Nebe Sûresi:23)

Ehl-i Sünnet âlimleri birçok tefsir ve eser­de bu âyetleri önceki âyetlerin
doğ­rultusunda anlamışlar ve cehennem ehlinin ateşten sonsu­za dek çıkamayacağını, bir müddet sonra Al­lâh’ın irâdesiyle çı­kacak olanların ise günah­kâr
Müs­lümanlar olduğuna icmâ‘ etmiş­lerdir.Ulemâbuna dâir çok fazla delil getirmiş­lerdir. Yukarıda ismini verdiğimiz
kitaplara ba­kılırsa bunun tartışma kaldırmayacak bir mese­le olduğu görülecektir. Biz bu delillerden birka­çını zikretmekle yetineceğiz.

Birincisi; burada geçen (إِلَّا مَا شَاءَ  ) istisnâ cümlesi (إِلَّامَنْ شَاءَ)mânâsındadır.

Yâni buranın: “Allâh’ın dilediği müddet hariç”mânâsında değil de,“Dilediği kimse hariç” mânâsında an- laşılması gerekir.

Bu durumda Allâh’ın dilediği kimselerin günahkâr Müslümanlar olması gerekir.

Zîrâ onlarca âyet ve hadis ehl-i cehennemin ateşten çıka­ma­ya­cak­larını açıkça  beyân etmiştir. Kur ân-ı Kerîm âyetleri arasında bir çelişki bulunmadığına göre bu âyet-i kerîmeyi diğer açık i- fâdeli âyet-i kerîmelere
göre tefsîr etme zo- runluluğu vardır. Hulâsa:

﴿ فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنٰى وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ ﴾

“Hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz.” (Nisâ Sûre- si:3) âyetinde olduğu gibi, burada da “Mâ” lafzı zikredilip “Men” lafzı kastedilmiştir.

 

İbni Cerir et-Taberî (Rahimehullâh), En‘am Sûresi:128. âyetinde geçen istisnânın tefsirinde

 bu mânâyı, Katâde, Dahhâk, Ebû Sinan ve Hâlid b. Ma‘dân (Rad‎yallâhu Anhüm)den rivâyet et­miş ve Ehl-i hakkın görüşünün bu olduğunu söylemiştir.

  

İkincisi; istisna edilen müddet; kabre gi­rildiği zamandan, diriltilme zamânına kadar ge­çecek

 olan müddet olabilir. İbn Cerir et-Tabe­rî, ikinci ihtimal olarak bu görüşü zikretmiştir.

 

Üçüncüsü; (إِلَّا مَا شَاءَ) âyeti “Mücmel”dir (ifâde ettiği mânâ kapalıdır). Diğer âyet ve
ha­disler ise ateşin ebedîliği mâ­nâ­sında “Zâhir (a­çık ifâdeli)”
hattâ “Nass (kat‘î delil olmakta)”­dır. “Zâhir”le “Mücmel”te‘âruz
(çelişme arz)­ettiğinde ise mücmel’in, zâhir’in anlaşıldığı mânâda anlaşılması gerekir. Bu husus, usûl ve dinde mukarrer bir kāidedir. Şu
halde bu istisna âyetlerini, cehennem azâbının sonu olmadığını bildiren âyetlere göre anlamak gerekir.

 

Dördüncüsü;( إِلَّا مَا شَاءَ) âyetindeki istisnâ sâdece cehen­nem ehli hakkında değil,cennet ehli hak­kında da nâzil olmuştur. Nitekim Allâh Te‘âla:

﴿وَأَمَّا الَّذِينَ سُعِدُوا فَفِي الْجَنَّةِ خَالِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ السَّمَوَاتُ وَالْأَرْضُ إِلَّا مَا شَاءَ رَبُّكَ عَطَاءً
غَيْرَ مَجْذُوذٍ﴾

“Mutlu olanlara gelince, onlar da cen­nettedirler. Rabbinin dilediği hâriç,
gökler ve yer durdukça onlar da orada ebedî kala­caklardır. Bu
(nîmetler) bitmez,tükenmez bir lütuftur.” (Hûd Sûresi:108) buyurmaktadır.

 

Hâlbuki cennetin ebedî olmadığını,Cehm b. Safvan’dan başka iddia eden
olmamıştır ki, biz onun görüşünün bâtıl olduğunu anlatmıştık.

 

Beşincisi; “Onlar orada gökler ve yer durdukça sürekli kalacaklardır.”âyet-i
celî­lesindeki “Gökler ve yerden” âhiretin yer ve gökleri kastedilmiştir ki onların da ebedî oldu­ğu sâbittir. Bu ifâdelerle dünyâdaki yer ve gök­lerin kastedildiğini iddia edenler, acabâ
kı­yâ­metin ardından, yer ve gök­lerin yıkıl­masından sonra diriltilen kâfirlerin hiç cehenneme uğra­mayacaklarına mı inanıyorlar!!

 

Altıncısı; İbnü’l-Kayyim’in de­lil zannet­tiği:“Hukublar (devirler)bo­yunca o­rada ka­la­cak­lar­dır.”(Nebe’ Sûresi:23) â­yetine gelince:

 

Bâzı hadislerde “Hukub” lafzı ellibin sene ile tefsir edilmiştir. Şu halde

İbnü’l-Kayyim’in hesâbı basit olarak, çoğul sîğasının en azı olan üç i­le ellibini
çarparak netice verir ki buna göre yüzellibin sene sonra kâfirlerin
cehen­nemden çıkması söz konusu olur.

 

 

 Fakat bu istidlâl, usûl ilminde “Fâsid istid­lâller” diye bilinen mef­hû­m-u muhâ­lif’in kı­sımlarından biri olan mef­hûm-u a­det istidlâli­dir.
Yâni Allâh “Ahkab müddeti o­ra­da kala­caklar” buyurmuştur.Yoksa“Ahkab müddeti

 bitin­ce çı­kacaklar” bu­yurmamıştır. (Mustafa Sabri Efendi, Yeni İslâm Müctehidle­rinin

 Kıymet-i İl­miyyesi sh:108)

 

 

 

Kaldı ki mefhuma itibar etsek dahî cehen­nemin sonsuz olduğunu söyleyen âyetlerin mantûku ortadadır.Mantûkun mefhuma (nassın açıkça söylediği mânânın, ondan çıkarılabilen diğer mânâlara)tercih e­dildiğini tüm ulemâ ka­bul etmiştir. Bırakın ule­mâyı, sapık görüş sâ­hiplerinden bile bunu inkâr eden yoktur.

 

 

Yedincisi;Hukub kelimesi,“Dehr (uzun zaman)” mânâsına geldiği gibi,lügât itibarıyla “Ebed (ardı arkası kesilmeyen)” mânâsına da gelmektedir.

 Yâni bu kelimenin lügât mânâsı, ebediyete münâfî(sonsuzluk mefhûmuna
tamamen zıt) olmadığından bu âyetle, cehennemin sonsuz ol­duğunu söyleyen âyetleri hem âyetler, hem ha­disler, hem de icmâ‘ gereği nesh edemezsiniz. Aksine bunca delil sizi bu âyeti de öncekiler gi­bi anlamak zorunda bırakır.

 

Hulâsa; Allâh-u Te‘âlâ ce­hennemin e­bedî olduğunu bildirmek için ne buyurmalıydı?

“Huld” buyursa tevil ediyorsunuz, “Ebed” bu­yursa tevil ediyorsunuz.Ne buyursa tevil edi­yorsunuz!

 

 

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in sarih beyanlarına da itibar etmiyorsu­nuz.

 Bu durumda biz de sizi ikna etmek mec- buriyetinde değiliz. Kendisine
uyulması gere- ken şey ancak hak olandır, hak da ortadadır!

Sekizincisi; İbnü’l-Kayyim’in zikrettiği Sahâbe kavillerine gelince: [2] Cehennemin müebbed olmadığına dâir Ömer (Radıyallâhu Anh)a nispet edilen söz  kasıtlı olarak yanlış yorumlanmıştır.Çünkü o söz:

 “Şâyet cehennem ehli cehen­nemde Âlic denilen yerin kumları miktârı uzun zaman
kala­cak olsalar da, sonunda çıkacakları bir gün ge­lir” mânâsında değildir. Aksine:“Kumlar sa­yısınca cehennemde bekleyecek olsalardı bi­le,günün birinde 
çıkar­lardı”
şeklindedir ki bu:“Kum tanelerinin bir sonu vardır, ama onlar sonsuz bekleyecekleri için hiç çıkma­ya­caklar. Çünkü kum yığınları tükenir,
ebedi olan cehen­nem müddeti tüken­mez.” demektir. Bu mânâ tıpkı Taberânî’nin, Abdullâh ibni Mes‘­ûd (Radıyallâhu Anh)dan naklettiği:

 

عَنْ  عَبْدِ اللّٰهِ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَوْ قِيلَ لأَهْلِ النَّارِ:
إِنَّكُمْ مَاكِثُونَ فِي النَّارِ عَدَدَ كُلِّ حَصَاةٍ فِي الدُّنْيَا لَفَرِحُوا بِهَا، وَلَوْ قِيلَ لأَهْلِ الْجَنَّةِ: إِنَّكُمْ مَاكِثُونَ
فِي الْجَنَّةِ عَدَدَ كُلِّ حَصَاةٍ فِي الدُّنْيَا لَحَزِنُوا، وَلٰكِنْ جُعِلَ لَهُمُ الأَبَدُ.»

 

 

“Cehennem ehline: ‘Bütün dünyâda bu­lu­nan çakıl taşla­rı­nın sayısı kadar uzun
müd­det orada ka­la­cak­sınız!’ denilse, kuşku­suz sevinirlerdi, cennet ehline de: ‘Bütün dünyâ­da bulunan çakıl taş­larının sayısı ka­dar u­zun müddet kalacaksı­nız!’ denilse, kuş­kusuz hüzünlenirlerdi. Fakat
onlar için son­suzluk takarrur etmiştir.”
(Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr, no:­10384, 10/179-180)hadîs-i şerîfine uygun düşmekte­dir.

 

Demek ki böyle bir şey onlara denilmeye­ceği gibi, cehennem ehli kumlar miktârı kalıp

 çık­mayacaktır.

Ömer (Radıyallâhu Anh)a nispet edi­len kavli i­se Hasen el-Basrî (Radıyallâhu Anh)

Ömer (Radıyal­lâhu Anh)dan munkatı‘ olarak rivâyet etmiştir.

 

Hasen el-Basrî (Radıyallâhu Anh)ın “Mürsel”­lerinin makbul olup olmadığı ihtilaflıyken,hat­tâ birçokları bu rivâyetleri kabul etmezken İb­nü’l-Kayyim’in,îtikādi bir konuda onlarca â­yet-i kerîmeyi ve sahih hadis-i şerifleri
tevil e­derek hak görüşün hilâfına, bâtıl görüşüne delil alması gerçekten üzücüdür.

 

Zâten Ömer (Radıyallâhu Anh)ın bu sözü, gü­nahkâr Müslümanlar hakkındadır. Üstelik İb­nü’l-Kayyim’in dâvâsı cehennemin yok olaca­ğı hakkındadır, hâlbuki Ömer (Radıyallâhu Anh)ın “Günün birinde çıkarlardı” sözü, cehenne­min son bulacağını aslâ bildirmemektedir.

Aksine cehennem devam ederken ehlinin oradan çıkacaklarını bildirmektedir. Bu ise İb­nü’l-Kayyim’in iddiasına delil teşkil etmez.

 
Hulâsa; Ömer (Radıyallâhu Anh)ın bu sözünü İbnü’l-Kayyim’in mânâlandırdığı gibi anlaya­cak olsak bile yine bu: “Kalbinde
zerre mik­tarı îman olanlar cehennemde Âlic denilen yerin kumları miktarı kalacak olsa bile, el­bet çıkacakları bir gün gelecektir”
demek o­lur.

 

İbnü’l-Kayyim’in; Ebû Hureyre, İbn-i Mes‘ûd ve Abdullah b. Amr b. el-Âs (Radıyallâ­hu Anhüm)ün: “Kuşkusuz cehennem üzerine öy­le bir zaman gelecek ki içinde kimse kalma­yacak”rivâyetini dâvâsına delil göstermesi ye­rinde değildir.

 

Zîra İbn-i Mes‘ûd (Rad‎yallâhu Anh)a âit bu ri­vâyetin râvîsi olan Ubeydullah b. Mu‘âz:“U­lemâmız bu hadis hakkında:‘Bununla gü­nah­kâr Müslümanlar kastediliyor’demiştir” ki, Müslümanların sonunda cehennemden çıkacağı ittifak konusudur.

 


Yine İbn-i Mes‘ûd(Radıyallâhu Anh)a
âit sahih rivâyetler,cehennemden çı­ka­cak olan­la­rın günahkârlar ol­duğunu bildirir. Onun bu gö­rüşünü nakleden sahih rivâyetleri büyük
Mu­haddis ve Fakîh İmam et-Tahâvî (Rahimehullâh)ın “Müşkilü’l-âsâr”(14/­341)

 isimli eserinde ve “Musannef”lerde açık bir şekilde görüyoruz.

 

İmam Beğavî (Rahimehullâh)
bu iki rivâyeti Hud Sûresi:107. âyet-i kerîmesinin tefsirinde zik­ret­miş ve sonrasında: “Ehl-i Sünnet katında bu rivâyeti sahih sayacak olsak, mânâsı: ‘Orada îman sâhibi kimse kalmayacaktır.
Kâfirlerin yeri olan cehennem ise ebediyyen dolu kala­caktır.’şeklinde olur.”demiştir ki, bu görüş bizzat rivâyeti yapan Beğavî (Rahimehullâh)

tara­fından bu rivâyetin mâ­nâsının şerhidir.

 

Bu iki rivâyeti bir an için İbnü’l-Kayyim gibi yanlış anlayarak, cehennem ehlinin oradan

çıkacağını hayal edecek olsak dahi yine de söz konusu rivâyetlerde cehennemin yok olacağına
dâir hiçbir delil yoktur.

 

Cehennem yok olmadıkça, ehlinin orada devamlı kalacağını İbnü’l-Kayyim dâhil tüm Ehl-i Hakk’ın kabul ettiğini söylemiştik. Şu halde bunu kabul eden İbnü’l-Kayyim’e bu rivâyetler destek vermemektedir.

 

Zîrâ bu rivâyetler kabul olunacak olsa da, cehennemin son bulacağını değil,
içindeki ehli­nin çıkarılacağını anlatıyorlar. Netîce olarak gelinen noktada: “Birileri oradan çıkarılacak, cehennem ise devam edecek ve cehennem devam ettikçe müşrikler orada dâim kalacak” şeklinde kaçınılmaz üç kazıyye oluşmuştur.

 

Bu üç kazıyyeyi esas alınca, mânâ mecbûri olarak: “Kâfirler cehennemde ebedî kalırlarken günahkâr Müslümanlar orada ne kadar uzun
zaman ka­lmış olsalar da elbet bir gün çıka­cak­lar­dır.”
şeklinde olur ki, bu da Ehl-i Sünnet’in îtikādıdır.

 

 

C) İSLAMOĞLU’NUN GÖRÜŞÜNÜN TUTARSIZLIĞI

 

İslamoğlu’nun ‘Cehennemin son bulup-bulmayacağı’ hakkındaki görüşünü üç madde hâlinde ele alıp tutarsızlığını beyan edelim.

 

1) Meselede dayandığı kaynağı,

2) “Huld” ve “Ebed” kelimeleri,

3) “Cehennemin ebedîliği gaybî bir mese­ledir”, şeklindeki sözü.

Aslında yukarıdaki izahattan sonra konuş­manın gereği olmadığını, zâten hakkın
anlaşıl­dığını, bu konuda konuşmanın baş ağrıtacağını söylemek mümkünse
de, makālenin asıl yazı­lım amacı; Müslüman kar­deşlerimizin bu çeşit tutarsızlığı sa­vunan birisi­nin zehirli oklarına hedef olup, ileride doğacak daha büyük ihtilaf ve şiddetlerin içine çekilmesini önlemektir.

1) İslamoğlu’nun bu meselede dayandı­ğı kaynağı: İslam­oğlu’nun, kaynak gösterdiği

İbnü’l-Kay­yim’in görüşünü ve dayandığı sa­hâbe delillerinin onu desteklemediğini yukarıda

 anlatmıştık. Ebû Bekr (Radıyallâhu Anh)dan yaptı­ğı rivâyet ise tamâmen asılsızdır. 

Burada şunu söylemeliyiz: Bu hususta ge­len rivâyetlerin cehennem ehlinin
ebedî olarak orada kalmayacaklarını söylediklerini var­sa­yacak olsak
bile, bu rivâyetler “Merfû‘” hadis hükmünde olur. Böyle olunca da Kur’ân âyet- lerini bunların doğrultusunda tevil etmektense, bun­ları
Kur’ân âyetlerine ve diğer birçok sahih hadise muvâfık anlamak gerekir.

 

Ama bu rivâyetleri Kur’ân âyetlerine ve diğer birçok sahih hadise muvâfık
anlamazsak yâni muhâlif bir mânâda anlayacak olursak, sâdece bu muhâlefet sebebiyle bile, bu rivâyetler şâz ve ma‘lûl sayılacaklardır.
Kaldı ki bunların metin ve senetleri ızdırab (mu‘âraza -çelişki-)ve zayıflıktan kurtulmuş değillerdir.

 

 

Zayıf hadisle, fezâil-i a‘mâl bâbında amel edilmesi câizse de, böyle îtikādî
bir konuda â­yet-i kerîmelerin ve sahih hadislerin beyânına rağmen zayıf bir hadise tutunmak ilmî emânet­le bağdaşır bir şey değildir.

Şu halde İslamoğlu’nun delil gösterdiği İbnü’l-Kayyim’in görüşünün tutarsızlığı belir­miştir.

Fakat kendisi: “Ben İbnü’l-Kayyim’in görüşünü kabul etmedim. Bilakis ‘Bu mesele ğaybî bir meseledir!’ dedim” diyebilir. Güyâ kendisi “Huld”
ve “E­bed” keli­melerini araştırmış da bu kanaate var­mış!

 

2)    İslamoğlu:“Bir Kur an talebesi ola­rak Kur an’daki"huld" ve"ebed" kelimeleri­ni tahlil ettim” diyor.

 

Bir bakalım öyle mi?Arap lügatlerinin en büyük ve en önemlisi olan “Lisanü’l-Arab” ve “es-Sıhah”ta “huld” maddesinde, bu kelime ile ilgili şöyle der: “el-huld”; bir yerden çıkmamak üzere orada devamlı kalmaktır. “Dârü’l-Huld” de âhiretin ismidir. Çünkü ehli orada ebedî kalacaktır.“Huld”kelimesinin “Sonsuz” mânâsında olduğunun delillerinden biri de; bir
yerde de- vamlı olmayıp uzun müddet kalacak olan hak- kında “hâlid”
kelimesinin kullanımının mecâzî oluşudur.

Yaşlandığı halde saçlarına ak düşmeyen bir kişiye “muhalled” denilmesi, “Sanki hiç
öl- meyecek” mânâsında mecazdır ki bu da söyle- diğimiz mânâyı teyit
eder mâhiyettedir.

 

“Ebed” kelimesine gelince, acaba İslam­oğlu hangi lügatte “ebed” veya “huld” kelime­sini araştırmış da kendine tutanak bulmuş(!) bunu ibraz etse de bir görsek. Oysaki bütün lü­gatler aksini söyler.

 “Lisânü’l-Arab”ta zikredildiğine göre; “ebed” kelimesi; dâim, te’bîd ve mekân

lafızla­rı ile birlikte kullanıldığında “hiçbir şekilde çıkmamak üzere sonsuz
ikāmet” manasındadır. 

Mısır halkının “te’bid” kelimesini sınırlı zaman hakkında kullanmaları ise onların örfü olup Kur ân-ı Kerîm’in lügati değildir.

 

Allâh-u Te‘­âlâ Rasûlüne hitap ederek:

 ﴿ وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍمِّن قَبْلِكَ الخُلْدَ أَفَإِنْ مِتَّ فَهُمُ الخَالِدُونَ كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ المَوْتِ ﴾“(Ey Muhammed!) Senden önce de hiç­bir insanı ölümsüz kılmadık, sen öleceksen,onlar sonsuz mu kalacaklar?

Her canlı ölü­mü tadacaktır!” (Enbiyâ Sûre- si:34–35)buyurmuş­tur.

İyice bakılacak olsa görülecektir ki, Allah “huld” tâbirini ölüme mukābil
getirmiştir. Yâni “Sen fâniysen, onlar bâkî mi kalır?” buyurarak “huld”
ve “hâlidûn” kelimelerini “Ölümsüzlük” ve “Sonsuza dek yaşayacak
olanlar” mânâsında zikretmiştir. Eğer uzun müddet mânâsında olsaydı, o
zaman mânâ; “Ey Muhammed! Sen­den önce de hiçbir insanı uzun ömürlü kılma­dık

 Sen  öleceksin de onlar biraz daha mı yaşa­yacak?” şeklinde olurdu ki bunun yanlışlığı

or­tadadır.Çünkü Nûh (Aleyhisselâm)ın 950 seneden fazla yaşadığı Kur ân-ı Kerîm’in nassıyla sâbittir. İşte bütün bunlar şunu göstermektedir ki Kur ân-ı Kerîm’de geçen “Huld” kelimesini “Sonsuz” mânâsında tefsîr etme, “Hakîkat”, diğer mânâlarda
kullanmak ise “Mecaz”dır.

 

 

Burada şunu söylemeden geçemeyeceğim: Kur’ân lügati konusunda mütehassıs olan

 Râ­ğıb el-İsfahânî (Rahimehullâh) “el-Müfredât” isim­li eserinde: “Ebed” kelimesi “Diğer zamanların
bölündüğü gibi bölünemeyecek uzun zamandan ibârettir”demiştir.Bölünemeyecek zaman ise ancak sonsuz zamandır. (el-Müfredât, sh:12)

Benim anlamadığım husus; İslamoğlu’nun nereden nasıl araştırdığı ve işi nasıl
karıştırdığı­dır! Hem cumhûr ulemânın görüşüne karşı bir şey söylemek
ona mı kalmış? Doğrusu anlaşıl­ması zor ve güç bir şey! Demek insan bir
şeye kafayı taktı mı, gün gibi ortada olan hakikatleri göremez oluyor.
Rabbimiz bizi hidâyete eriştir­dikten sonra kalplerimizi kaydırmasın!
Âmîn!

 

 

3) İslamoğlu’nun: “Cennet
ve cehen­ne­min zamanı ğaybi bir konudur. Bu konuda konuşmak ğaybı
taşlamaktır. Bunu Allah bi­lir. Bize düşen cehennemden sakınmak
cen­neti hak etmektir.”
şeklindeki hezeyânının reddiyesine gelince:

Geride Ehl-i Sünnet’in ve İbnü’l-Kay­yim’in görüşlerini zikrettik. İbnü’l-Kayyim’in görüşünün tutarsızlığı da anlaşılmış oldu.

 

 

Şim­di: “Acaba İslamoğlu, İbnü’l-Kay­yim’in görü­şünü neden söyledi ve sonra

 ken­di­si, İbnü’l-Kayyim’e
de, Ehl-i Sünnet’e de uy­mayıp, bu­güne kadar hiçbir kimse tarafın­dan
söylenme­miş bir görüşü kendi görüşü olarak ortaya attı.” konusu merak
ediliyorsa, bunun cevâbı basittir.

 

İslamoğlu, ilk önce İbnü’l-Kayyim’in
görüşünü ortaya atarak güyâ bu konuda ihtilaf olduğunu göstermeye çalışmış, sonra da: “Bu konu ihtilaflıdır”, “En iyisini Allâh bilir”,
“Bu konuda bir karar vermek ğaybı taşlamaktır” diyerek kafaları karıştırmayı hedeflemiştir. Böylece o, bunca âyet-i kerîme ve hadis-i şeriflerin ve bütün

Ehl-i Sünnet ulemâsının gaybı taşladığını söylemiş olmaktadır. Oysa ğaybı taşlamak,
delilsiz ve mesnetsiz konuş- mak ve bilinmedik şey hakkında ahkâm kes-
mektir. Ehl-i Sünnet âlimlerinin tümü gaybı taşlıyorsa, kendisi bu meselenin gaybı taşlamak olduğunu nereden bilmiş? Aslında bu sözüyle
gaybı taşlayan ancak kendisidir.

 Allah aşkına! Ben bu ümmetin böyle ucuz bir şekilde kandırılıp Ehl-i Sünnet
çizgisinden uzaklaştırılmaması için yazacak, ilmi bir sa­vunmayla hak görüşü müdafaa edip din kar­deş­lerime anlatma çabası güdeyim, o ise
kalkıp “bana iftira atıyorlar, gıybet ediyorlar, kendi ayaklarına mermi sıkıyorlar”,

gibi laflarla ken­dini mazlum ve mağdur konumuna koyup mil­letin merhametiyle

ve hassasiyetiyle oynasın!

 

Bir taraftan, yeterince ilmi olmadan bo­yundan büyük işlere kalkışsın, yeri
geldiğinde Ehl-i Sünnet’in imamlarını ğaybı taşlamakla it­ham etsin,
öte yandan insanlara: "eleştiri yap­mayalım" diyerek lafebeliği yapsın!

Ey akılları taksim eden Allah’ım! Seni tenzih ederiz.Bakın şu: “Mezheb kavgası yaparsak ittihadı sağlayamayız” diyene! Demezler mi adama:

 “Peki ya senin yaptığın ne?!”

Müslümanların ekserîsinin mezhebi olan, hele hele ülkemizde Ehl-i Sünnet’in tamamının
görüşü olan ve hiç kimsenin aksine bir görüşü bulunmayan bir konuda
Ehl-i Sünnet’e “Ğaybı taşlıyorlar” diye iftira atmakla mı ittihadı
sağ­la­yacaksınız?! Biz de inandık! 

 

 

Artık bize düşen; İslamoğlu gibilerin bid‘­at sayılacak sapık fikirlerinden
uzak durup baş­kalarını da bu konuda uyararak ebedî cenneti kazanıp,sonsuz cehennemden kurtulmaya ça­lışmaktır. Zâten yakında âhirete
gidildiğinde herşeyin hakîkati ortaya çıkacaktır.

 

 

Ve’s-se­lam!

 

 [1] www.mustafaislamoglu.com/sorular.php

 

 

 

 

[2] İbni Cerir (Rahimehullâh)
bu kavilleri naklettikten sonra: “Hepsinde ‘kavil’ vardır!” Yâni senet bakımından kabul edilemeyecek du­rumlar, bu sözlerin her birisi için
geçerlidir.

 

 

Yazının kaynağı : Emin ALİ YÜKSEL-Darusselam.com

 
  Bugün 22 ziyaretçi (31 klik) kişi burdaydı!

ANA SAYFAYA  DÖN

 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
sapitanlar.tr.gg